Bugun...


ELİF NİSA

facebook-paylas
Yaşayan Ölüler
Tarih: 16-06-2020 16:41:00 Güncelleme: 18-06-2020 15:45:00


Yaşayan Ölüler

 

İman, kalbin duyarlılığıyla ilgilidir. İnsan, kalbi ile akleder, kalbi ile iman eder. Kalbi katılaşmamış, mühürlenmemiş insan, Allah’ı tanımaya ve imana eğilimlidir.

 

Ancak inkârcıların ruh hali farklıdır. Onlar istek ve tutkularını ilah edinmiş Allah'ın bir ilim üzere kulaklarını ve kalplerini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kişilerdir. Onlar, ölü olan kalpleri duyarlı da olmadığından akledemezler. Kur’an’ın ifadesiyle, uyarılsalar da uyarılmasalar da birdir; inanmazlar. “Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” (Neml Suresi, 80)

 

İnkârda direnen insanlar vicdanen çökmüşlerdir. Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak onlar, kendi nefislerine zulmeder, acıların, elemlerin içerisinde kendilerini adeta kavurur, bitirirler.

 

Allah’tan uzak yaşayan birçok insan görüyoruz. Genç, hatta yaşlı da olsa Allah’tan hiç söz etmeyen, hastalığı, aczini aklının ucundan bile geçirmeyen, dünya hayatına meyilli ve ölümü hiç düşünmeyen... Birçoğunun yüzünde asalet, insanî derinlik ve ışık bulunmayan. Ruhsuz, yalnızca et-kemikten ibaret olan. Genç, yakışıklı ve güzel de olsa çok basit, sıradan insanlar.

 

Bazıları programlanmış robot gibi; adeta plastikten yapılmış genç kızlar/erkekler... Yüzlerinde ufak bir insanî ifade bulunmayan, derinlik ve karakteri olmayan bomboş kişilikler. Seneca’nın sözünü hatıra getiriyorlar; “Hayatı kaybetmekten daha acı olan bir şey vardır; hayatın anlamını kaybetmek.”

 

İnsanlar mekanikleşti, zamanla adeta robotlaştı. Kişilikleri bozuldu, derinlikleri ellerinden alındı. Allah sevgisinin yaşanmaması yüzünden toplumda gaflet içinde yaşayan, kalbi ve vicdanı duyarsız, uyarıları işitmeyen insanların sayısı arttı. Aksi için en başta Allah aşkı yaşanacaktı ki korkusunda bile aşk vardı.

 

Düşünsenize; gece sevgisizliğin acısıyla yatıp, sabah yine o sevgisizliğin eksikliği ile uyanmanın verdiği acıyı. Bedeninde sürekli bir eksiklik, bir açlık hissetmeyi. Kimi zaman aradığı halde bulamamanın ve bulamayacağına inanmanın yılgınlığını. Sevgisiz bir ruhla, bir cesetle yaşamanın çöküntüsünü.

 

Sevgisizlik çok büyük bir felaket. İnsanın su gibi, nefes almak gibi sevgiye ihtiyacı var. Ama olmadığında insan feci şekilde çökmeye başlıyor. Sığlık insanları mahvediyor, ruhlarını kavuruyor. Maddeci, sevgisiz, sunî yapı yüzünden insanlar ceset gibi, ‘zombi’ gibi dolaşıyor. Kur’an’ın, “Kalpleri vardır, bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla duymazlar” ve “ölüdürler, diri değildirler” ifadeleriyle tarif ettiği ‘zombiler’ gibi…

 

Kavrayamayan, görmeyen, işitmeyen gafilleri Kur'an, "hayvanlar gibidirler, hatta daha da aşağıdırlar" ifadesiyle tanımlıyor. Gerçekten de insanın tüm hayatını kapsayan düşünceleri, inancı, ahlâkı ve davranışları, bir hayvan gibi duygu ve tutkularının kontrolüne girmişse artık diğer canlılardan daha aşağıdadır.

 

Ancak kalpleri ve vicdanları diri olduğu halde henüz dini öğrenmemiş insanlar da var elbette. Onlar, kendilerine Kur’an ahlâkı ve hayatın asıl amacı tebliğ edildiğinde, Allah’ın dilemesiyle hakkı kalpleriyle kavrayabilirler. Bu kişilerin, kalpleri katı inkârcılarla aralarındaki en büyük farklardan biri kibirli değil, mütevazı olmaları. En önemlisi ise görebiliyor ve işitebiliyor olmaları; canlı olmaları.

 

Kur’an, işitip öğüt alamayanlar için, “Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?” (Yunus Suresi, 42) ifadeleriyle uyarıyor bizi. Onların dinlememelerinin sebeplerini açıklıyor. O halde o kişiler için yorulmak, üzülmek hatalı olur. İnsan taşa gidip bir şeyler anlatsa, taş hareket etmese ve insan üzülse ya da kızsa, bu mantıklı mı? O halde kalbi taş gibi katılaşmış ve vicdanen diri olmayan ölüye-Allah dilemedikçe- söz dinletmek mümkün olabilir mi?

 

Aslında her kalp Allah’ı anmak ister ancak mühürlü olan kalbe Allah lafzı girmez. O’nu anmak kalbe çok hoş gelir; çok lezzetlidir ve kuşkusuz Allah’ın buna izin vermesi çok önemlidir.

 

Rabbimiz, haddi aşarak kalbi mühürlenenlerden/körelenlerden olmaktan esirgesin. O’nu sıkça anarak kalplerimizi mutmain kılsın...

 

"Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka getirebilecek ilah kimdir?" Bak, Biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar? (En'am Suresi, 46)





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI